$ DOLAR → Alış: 5,31 / Satış: 5,33
€ EURO → Alış: 6,03 / Satış: 6,05

Matbaanın mucidi Johannes Gutenberg





Matbaa ne zaman bulundu?

İnsanoğlunun iletişime ve iletişim araçlarına olan ihtiyacı insanlık tarihi kadar eskidir. Zaman içerisinde duygu, düşünce ve yaşantılarını dile getirmek için kalıcı şekiller geliştirmiş, basit resimlerden, sembolik biçimlere ve sonuçta harf dizilerine ve yazı sistemlerine ulaşmıştır. Taş, metal ve tahta gibi malzemeleri oyarak kalıplar elde etmişler ve bunların yardımı ile ilk matbaayı ortaya çıkarmışlar.

Matbaanın icadıyla yazı daha sistemli bir şekilde birlikte bilgiyi çoğaltma, aktarma, yayma ve saklamanın aracı olarak kullanılmıştır. Ama sanayinin en önemli iş alanlarından birisi olan matbaacılığın toplumumuz tarafından öğrenilmeye başladığı dönemlerde bu teknolojinin kabul görmesi epey zaman almış ve bu kabullenme farklı toplumlarda farklı sorunları da beraberinde getirmiştir.

Mesela, Fransa, İtalya, Almanya ve İngiltere gibi Avrupa ülkelerinde matbaanın kullanılması bazı kilise ve Hıristiyan tarikatları tarafından tepki ile karşılanmış, hatta engellenmeye çalışılmıştır. Bunun sebeplerinden biri, matbaa aracılığıyla çoğalan kitapların kilise kürsülerinin önemini azaltmış olması, bir diğer sebep ise işsiz olan Hıristiyan rahipleri kitap kopya ederek geçimini saklıyorlardı, matbaanın kullanımı ile bu karlı işinin sona ermesiydi.

Gerçi bu yaşananlar ilk zamanlarda matbaanın gelişimini uzun süre engellediyse de Gutenberg’le birlikte matbaacılık gelişmeye başladı. Ortaçağ Avrupası’nda matbaa, bilim ve dini büyük ölçüde etkiledi. Müteharrik harflerle basma sanatı, Hollanda ve Almanya’da tatbik edildi. Bu sayede birçok kitap basılıp dağıtıldı ve bu teknoloji sürekli geliştirilerek fark biçimlerde günümüze dek kullanılmaktadır. Demek matbaa, günümüzde hem kendi varlığını sürdürmekte olan, bilginin kuşaktan kuşağa aktarılmasını ve kültürlerde köklü değişimlerin oluşumunu sağlayan bir iletişim aracıdır.

Matbaa Makinesinin Mucidi-Johannes Gutenberg

Bugünkü anlamıyla matbaanın icadı, 1450’de basım sanatının merkezi olarak kabul edilen Almanya’nın Mainz kentinde doğan ve modern basımın temelini atmış olan alman Johannes Gutenberg’e aittir. Mekanik prensibe dayanan ve dünyanın seyrini fikirsel olarak da etkileyen matbaa, 1450 yılında Johannes Gutenberg tarafından Almanya’nın Mainz şehrinde geliştirilmiştir.

Bu matbaa sistemi, her bir harfin birbirinden bağımsız olarak yer değiştirmesine olanak tanıdığı için “Devşirilebilir Harf Karakterleri” ya da “Hareketli Metal Harfler” olarak da anılmaktadır . Johannes Gutenberg, geliştirdiği baskı sisteminin yanı sıra kuyumculuk bilgilerini kullanarak kurşun alaşım harfler ve bu alaşıma uygun olan yağ bazlı bir mürekkep de üretmiştir. Böylece tahta baskının yerini, sıcağa ve aşınmaya karşı daha dayanıklı bir malzeme olan metal harfler almıştır .

Bu nedenle Gutenberg’in hareketli metal harf sistemi Şüphesiz ki, aydınlanmanın, sanayileşmenin, modern hayatın ve hatta şu anki teknolojik gelişmelerin en büyük müsebbibi olmuştur. Çünkü yazı milattan önce 5000’lı yıllarda bulunmasına rağmen toplum tarafından öğrenilmesi ve benimsenmesi 6500 yıl sonra ancak gerçekleşebilmiştir. Yazının insan hayatındaki gerçek değerinin anlaşılması ve bilginin sistematik aktarımını üstlenmesi 1450’lerde matbaanın icat edilmesiyle mümkün olmuştur.

Batı ülkelerinin ortaçağ karanlığından çıkması ve aydınlanması ve Asya ülkelerinden bu denli ileri gitmesi yine matbaaya borçludur. Çünkü batı toplumu, çoğu doğu toplumunun hiç deneyimlime imkânı bulamadığı yazılı kültürü yaşamıştır ve bu aşamadan geçmiştir. Şöyle ki, 1450’de Gutenberg’in matbaa makinesini icat etmesinden 1650’lerde resmi gazetenin ortaya çıkmasına kadar, batıda 200 yıla yakın bir süreçte çeşitli konularda milyonlarca kitap basılmıştır.

1650’lerden 20.yüzyılın başlarına kadar (yani radyonun icadına kadar) olan 250 yıllık süreçte kitabın yanı sıra gazete ve dergi de toplum hayatında kendi yerini bulmuştur. Başka bir ifadeyle, ilk matbaa makinesinin icat edildiği 1450’lerden radyonun icat edildiği 19. Yüzyılın sonlarına kadar olan 450 yıllık süreçte kitap, gazete ve dergi olmak üzere yazılı kültür ürünleri batı toplumunun en önemli parçası haline gelmiştir. Sonra radyo ile tanışmış, 30-40 yıl sonra televizyon hayatına geçilmiştir.

Batı toplumunda ilk önce yazılı kültür oluşmuş, okur-yazarlık gelişmiş ve halk aydınlanmaya başlamış, sonra işitsel ve görsel kültüre geçilmiş ardından şimdiki sanal kültürü yaşamaktadır. Yani, batıda aydınlanma süreci kitap kültürü, gazete ve dergi kültürü, işitsel-görsel kültür ve sanal kültüre paralel bir şekilde aşama aşama ve sağlam temellerle gelişmiştir.

Doğu coğrafyasına baktığımızda, Osmanlı’da özel teşebbüsçüler batıdan matbaa makinesini getirmişse bile 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar matbaanın kullanımına izin verilmemiş, Avrupalılar 1450’lerden 1850’lere kadar 400 yıllık üsreçte kitap basarak halkı aydınlatırken, Osmanlı sarayında Şeyhul-İslamlar matbaa makinesinin kullanımının caiz olup olmadığını tartışıyorlardı.

Bu nedenle Osmanlıda kitap kültürü dediğimiz aydınlanmanın ilk süreci hiç yaşanmamıştı. 1831’de Takvmi-Vakayı’nın yayımlanmasıyla toplum gazete ile bir nebze tanışmış ama bu kısa süreç içerisinde köklü bir yazılı kültür şekillenememiştir. Ardından yazılı kültürü yaşayamadan ve teknolojik gelişmelere önhazırlık yapamadan hızlı bir şekilde radyo, tiyatro, televizyon sinema kültürüne adapte olan doğu toplumu şimdiki sanal kültürün gönüllü tutsakları oluvermiştir.

Gün geçtikçe genişleyen bu bilgi bombardımanına karşı ne eleştirel okuma oluşmuştur ne de gereksiz bilgi yığınına karşı bir bilgi diyeti. Sanal dünyadan gelen her şeyi gerçek bilip yutmaktadır. Bilindiği üzere matbaa, teknik bir icat olmaktan öteye giderek, Avrupa’da çok sesliliği ve kitlesel iletişim kültürünü geliştirmiş, bir kaç yüzyıllık zaman zarfında büyük bir bilgi patlamasının yaşanmasında rol oynamış, modern dünyanın fikirsel temellerini atmıştır.

Etiketler: / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ